İçerik Kraldır; Fakat Kraliçesiz Koca Bir Yalnızdan Öteye Gidemez!

Seksenli yıllarda, özenti bir film yapımcısı ile bir senaristin yanlışlıkla yuttukları hap sayesinde zamanda yaptıkları yolculuğu anlatan  çok popüler bir Tamil piyesi vardı.Seyahat boyunca  tarih kitaplarından aşina olduğumuz pek çok sima ile karşılaşırlar, ve bunlardan bir tanesi de özellikle Taj Mahal ile bildiğimiz Babür İmparatoru Şah-ı Cihan’dır.

İkilimiz Şah-ı Cihan’a sinemanın onlar için ne ifade ettiğini anlatmaya çalışırlar ve yerinde bir soru gelir: ‘Filminizi tüm dünya görebilecek mi ?’. Film yapımcısı hemen cevabı yapıştırır: ‘Ejder Kalesi gibi tüm dünyanın izleyeceği bir film yapmak bizim harcımız değil.Hindistan’ın Tamil Nadu diye bilinen güney kısmı için film yapıyoruz ve oradan bir kaç kişi bile filmimizi izlemeye gelse mucize olur!’

Lafı neden buraya getirdim basitçe anlatayım.Markalar kitle iletişim aracı olmak fikriyle heyecanlanıp deliye dönebiliyorlar, sırf düşüncelerini direkt olarak son kullanıcıya ulaştırma gücüne sahip oldukları için.Fakat burada çok önemli bir mesele var ki, direkt olarak insanlara ulaştıkları için bir New York Times olamıyorlar! New York Times iki sebepten New York Times!dır :içerik ve erişebilirlik.

Her zaman savunmuşumdur, içerik kraldır, imparatordur, padişahtır. Fakat Kral, bir Kaliçeye ihtiyaç duyar ve Kraliçe de reklamdır.

Defalarca, ajansların müşterilere blog açmak, Facebook sayfası oluşturmak ve Twitter hesabı açmak gibi tavsiyelerde bulunduklarını gördüm.Gayet makul ! eğer bu ajanslar müşterilerine bunları yaptırmak için mantıklı sebepleri varsa. Güzel iş, tebrikler ancak işte tam da burası müşterilerin karaya oturdukları içerik reklamı kısmı. Müşterinin blogda bir yazı paylaşması tüm dünyanın bir anda yazıya üşüşmesi anlamına gelmiyor malesef.

Ciddi dikkat dağınıklığı ve bilgi yüklemesi olan şu günlerde diyebilirim ki bu, tüm blogun değil ancak  kişisel blog yazılarının tanıtımı için yeterlidir.

Facebook sayfaları da aynı mantıkla işliyor.Müşteri  Facebook sayfası oluşturuyor ve bunu keşfedilebilir hale getiriyor,  izlenmesi gereken bir dizi adım var.Facebook ads. ücretli medya yaklaşımı  bunlardan sadece biri. Facebook URL’sinin her çalışanın e-posta imzasında, basılı reklamlarda,  şirketin kurumsal web sitesinde  yer alması gibi başka yollar da var, şirketin herhangi bir platform için ürettiği herhangi bir içeriğe uygulanabilir.Yine de bu PR dünyası için yeni bir şey değil.En çok kullanılan yöntem içeriği konuyla alakalı çeşitli gazetecilerle paylaşmak ve bu içeriğin onlar için neden uygun olduğunu  defalarca hatırlatarak  basında duyurulmasını sağlamak. Diğer tüm içerikler sosyal medya müşterileri için titizlikle üretilmişken reklam için bir zerre bile çaba harcanmaması ne kadar ironik, değil mi ? Peki bir içeriğin tanıtımı nasıl yapılabilir? Bir blog ele alalım örnek olarak.Her yazı, spesifik okuyucu kitlesini hedef alan spesifik bir reklama ihtiyaç duyan bir içeriktir.En basit yöntem RSS’dir.Tüm girdilerinizin istikrarlı ve güvenilir  RSS beslemesi var mı? Girdilerinizin ve başlıklarının arama optimizasyonu ne alemde?

Blogunuzdaki yeni yazınızla ilgilenebilecek insanlar var mı ?Bilmelisiniz ki tüm sosyal medya eylemlerinin en temel adımı dinlemektir. İşe girişmeden önce  dinlemeye başlamalı ve şirketiniz iş yaptığı süre boyunca devam etmelisiniz.Eğer yeterince dikkatli dinlerseniz  içeriğinizle ilgilenebilecek insanları listeleyebilirsiniz.Bir sonraki adımınız onlara ulaşmanın en iyi yolunu bulmak.Yazının linkini doğrudan  mail atmak ya da bu linki çevrimiçi bir grupta yayınlamak pek akıllıca bir yöntem değil zira spam yaptığınız izlenimi yaratırsınız.Girdinizin nasıl cazip görüneceğini düşünmeli ve bunu kimseye postalamadan önce bu bağlamı kurmalısınız.Bir grupta ise eğer yeniyseniz en iyi yöntem grup moderatörü veya popüler bir grup üyesini bulup ikna ederek kurduğunuz bağlamda blogunuzun linkini paylaşmasını sağlamaktır.Eğer  işin içine çalışanlarınızı da dahil ederseniz kişisel sayfalarında  bundan bahsedebilirler.Partnerleriniz, bayileriniz ve müşterileriniz ile bile e-posta veya haber bülteni gibi herhangi bir yöntemle paylaşımda bulunmanız o kadar da kötü bir fikir değildir aslında.

Bir diğer konu da reklam vermek.Evet, görünür olabilmek için para ödemek… Google, Facebook, Linkedln, Twitter … ads,  banner ads, video ads ve daha nicesi.Kendi blogunuzda bir blog yazısının tanıtımını yapmak tuhaf görünebilir fakat pek çok ajansın müşterisini ikna ettiği bir şey var ki blog özgür ve düşük bütçeli bir oluşum.Fakat inanın ki sizin blogunuz ?Ejder Kalesi? değil, tüm dünya  okumak (izlemek!) için heveslenmiyor.Ağızdan ağıza yayılmak içeriğiniz harika olsa bile kendiliğinden olacak bir şey değil.Mutlaka en azından doğru kişiler tarafından yayılmalı ki viral olsun.

Önceleri, aramalar imdada yetişiyordu. Kurumsal bir blog yazısı veya bir video yüklendiğinde onunla alakalı bir içerik arayan kişilerin karşısına çıkabiliyordu.Şimdi ise rekabet çok çetin, hatta Google bile bir içeriğe ne kadar çok kişi tarafından paylaşılmış olduğuna göre değer biçiyor.Bu sebeple her girdinizin ne kadar popüler olmasını istediğinize göre doğal ya da yapay yollarla  yayılmasını sağlamalısınız.Bu özellikle alanında lider statüsü kazanmak isteyen markalar için oldukça önemli.

İşte tüm bunlardan dolayı, içerik kesin surette kraldır, fakat insanlar kralın varlığından emin olmak istiyorlar.Reklam olmadan kralınız koca bir yalnız olabilir ve tüm sosyal medya çabanızı beyhude kılabilir.

Not : Bu yazının orjinali http://bit.ly/mRJTUq adresinde yer almaktadır.


1 Yorum
  1. Burak Toksoy
    29 Oca 2012 21:53

    çok doğru bit tabir elinize sağlık

Yorum Yapın